İÇİMDEKİ ÇOCUK HADİ ÇIK ORTAYA

Çocuk yogası ile ilgili bir workshopa katılmak için yola çıktım. Bu kez yolculuk Milano’nun bir köyüneydi. Uçağa bindiğimde şunu biliyordum ki bu yolculuk sadece çocuk yogası üzerine değil, içimdeki çocuğa bir yolculuk olacaktı.

Farklı hayat hikayeleri ve meslekleri olan 25 kişi ile Miri Piri adındaki eski bir taş evde bir araya geldik. Hepimiz o an farkında değildik ama hep beraber oyun oynamak için buluşmuştuk.

Ve oyun oynamaya başladığımız anda herkesin içindeki çocuk ortaya çıkmaya başladı, bir rahatlama oldu ve herkesin içindeki gerçek neşe ortaya çıktı. Çocuklar gibi oyun oynuyorduk.

İki çocuk annesi olarak ‘çocuklarımla hiç böyle oyun oynamış mıydım?’ diye kendime sordum ve bir an içim burkuldu. Çocuğum istiyor diye oynadım, oyun oynamanın çok faydalı olduğunu bildiğim için bir görev gibi oyun oynadım. Bazen canım sıkıldı, başka bir şey yapmak istedim yani kendim için oyun oynamadım.

İçimizdeki çocuğu ne kadar da çok hapsediyoruz, kapatıyoruz. Halbuki o orada ve dışarı çıkmak istiyor. Büyük, küçük herkesin ihtiyacı oyun oynamak. Büyüdükçe oyunu farklı oynamaya başlıyoruz. Oynadığımız oyun sıkıcı esasında. İşe giriyoruz, para kazanmaya çalışıyoruz ve tüketiyoruz. Hatta sanal oyunlarla avunmaya çalışıyoruz. Bunları yaparken anlık zevk alıyoruz ama daimi neşe, mutluluk yok. Paylaşım var gibi gözükse de bedensel bir enerji ortaya çıkmıyor, tam tersi hapsedilmiş oluyor. Sonra dönüp mutluluğu aramaya başlıyoruz. Sebebini bulmaya çalışıyoruz. İçimizdeki neşeyi nasıl dışarı çıkaracağımızı bulmaya çalışıyoruz. Komplike düşünüp, zor yollardan bunu elde etmeye çalışıyoruz.

Zamanın çocukları bizim çocukluğumuzdaki gibi oynamaz diyenler için Miri Piri’de çok güzel bir deneyim yaşadım. 4, 9 ve 11 yaşlarında üç çocuk kağıttan uçaklarla saatlerce, bıkmadan oynadılar. Etraflarına neşe saçtılar. Oyun basit ve özdü ve belki de bu yüzden oyun oynamaları uzun sürmüştü.

Kendi hayatımıza bir bakalım. Hiç basit ve öz bir şeyden zevk almadığımız oldu mu? Mesela kumsalın üstüne bir havlu serip uzanmak, nehire girip yüzmek, şelale altında durmak, güneşin doğuşunu seyretmek, dans etmek, şarkı söylemek, taş üstüne resim yapmak, ağaçtan dut toplamak, dolunayda denize girmek, yalın ayak doğada yürümek, sabah 4:30 da kalkıp doğada yoga yapmak … Bu sırada bu yaz bunların hepsini ben yaptım J

Bunları yaparken kalbimize dokunmuyor muyuz? Benim kalbim çok kuvvetli bir şekilde attı. Çok mutlu oldu. Duygularım coştu. Doğayla bütünleştim.

Oyun oynamakla da işte böyle kalbimize dokunuyoruz. Sadece “O an” da olup oyun oynamak, bütün dertleri bir kenara atmak, samimi, sıcak bir iletişim kurup oynamak, paylaşmak, dokunmak, hissetmek, oyuna dahil olmak, yöneten-gözetleyen değil oynayan olmak, pasif değil aktif olmak, enerjinin dışarı çıkmasına izin vermek.

Bayramda ailemle birlikte anne-babamın evinde muhteşem bir hafta geçirdim. Oyunlar oynadık ve sadece “O an” da olduk. Her bir andan müthiş keyif aldım.

8 yaşındaki yeğenim Sim o haftanın sonunda bana dedi ki “Seninle olmaktan ilk defa zevk aldım. Sanki seni yeniden tanıdım.”

Sim’in bana söylediği bu cümle işte bunun kanıtı. İlk defa çocuklar gibi çocuk oldum. İçimdeki çocuk ortaya çıktı!!!

Ne bekliyorsunuz hadi gidip OYUN OYNAYIN :)

570 kez okundu

Bir Yorum Yazın


İsim*

Email (yayımlanmayacaktır)*

Websitesi

Yorumunuz*

Gönder

© Copyright Kalpte Yaşamak - Semin Yalman Yılmaz Designed by Özge Kutal